
Sabah, kızıl güneşin doğudan kendini göstermesiyle başlar. Doğu alev alev yanar, güneş yükseldikçe azalır alevler, ve ayrılınca güneş ufuk çizgisinden, alevler de söner. Yine alevlere boğulur gökyüzü, güneş hazırlanmaya başlayınca terketmeye gökyüzünü.. Kimi zaman koyu gri dumanlarla da örter gökyüzünü. Sonra ateş söner, alevler gider ve gün de biter.
Gönül de öyledir, yanmaya başlar aşkın doğuşunda. Alevler tüketir sanki ufku; yakar, yakar, yakar. Kiminin gücü yeter, aşkı yükseltir göğe, yangınları bitirir. Kiminin gücü yetmez, aşk ufuktan ayrılmaz. Öyle yangınlarla besler ki ufku, bir türlü doğamaz aşk, bir türlü bitmez sancısı, bir türlü huzura eremez gönül.
Bazen öyle olur ki, gücü yetmez gönlün bu alevi karşılamaya bile. Yataklara düşürür ateş, boğazları kurutur, gözleri yaşartır, kimi zaman öldürür. Kimi zaman o alevler küle döner, doğamaz aşk ufuktan, geri de gidemez, kalır orda, ama simsiyah, ama isli, ama dumanlı bir şekilde, öldürmez de. Ufuk simsiyah olur, aşk o siyahlıktır, bitmez o heyecan, ateş sönmemiştir, altına gizlenmiştir külün, üflesen yakacak gibidir tüm doğuyu, ama izin de vermez aşk güneşinin doğuşuna.
Sonra yağmurlar yağar.
Sönmez ateş, gizlidir külün altında, ve o kül hiçbir alevi yeniden tutuşturamayacak gibidir. Sanki aşk sona ermiştir, sanki aşkın güneşi doğudan doğmuş ama yine doğudan batmıştır. Sanki aşk sona ermiştir, ne alevden haber kalmıştır, ne güneşten, ne doğuştan, ne aşıktan, ne maşuktan, ne aşktan..
Bir üflemeye bakar! Bırak yeniden doğsun aşkın güneşi küllerinin içinden. Bir kez nefesini ver, yeter!
Alper Akpınar
2253040620034erg
