Gönderilmemiş Mektuplar – 1


mektup1Ey gizli yaram, ey derin sızım; evvel mahsus selam eder, gözlerinden öpmek isterim. Lakin öpemem, dokunamam bile. Bilirim ki yanar kavrulurum. Sen öyle bir ateşsindir ki ismini anarken kavrulan dudaklarım, tutuşan yüreğim iyi bilir korunu..

Uzun zaman oldu hasbihal etmeyeli, sen nasılsın görüşmeyeli? Ben aynıyım, aynı benim. Biraz saçlarım döküldü, biraz belim büküldü. Uzağı da seçemiyorum gözlüksüz. Mide ağrılarım stresten, baş ağrım düşünmektenmiş güya. Hekimler de baştan savar oldu..

Sen nasılsın görüşmeyeli? Hala gülüyor mu gözlerinin içi, hala hayat dolu musun? Bak hayat yormuş Serdar’ı, Fatih’e de yalan söylemiş. Ben de artık güvenmiyorum. Beni de yordu çünkü, bana da yalan söyledi. Halbuki hiç söylememişti böyle olacağını. Hem söylese ben hiç büyür müydüm, hep 10 yaşında kalır hep bana söylediklerini hayalimde yaşatırdım. Bana yalan söyledi. Ne güzeldi oysa hayaller kurmak. Bir an önce büyüyecek, çok güzel okullar bitirip çok güzel bir hayat kuracaktım ilk önce. E gerisini anlattırma bana yine, defalarca anlattım. Her ne kadar hiç dinlememiş olsan da ben anlattım, hem de çok anlattım. Sen vardın çünkü o hayallerin en can alıcı noktalarında, can alıcı bakışlarınla. İnanır mısın artık hayal de kuramıyorum eskisi gibi. Eskiden hayalimden gitmezdi hayalin. Daha da kurulmamış hayallerim vardı, sana saklamıştım onları da. Ama hepsi eskidi, hepsinin geçti son kurulum tarihi..

Sen nasılsın görüşmeyeli? Çok bunaldığında ağlardın eskiden, ben hiç dayanamazdım. Yine akıtıyor musun boncuk gözyaşlarını ceylan gözlerinden gamzelerine? İnanır mısın ben hiç ağlayamıyorum eskisi gibi. Uzun yıllar oldu ağlamayalı, ağlayamamalı. Hıçkıra hıçkıra, bağıra çağıra ağlamak istiyorum. Haykırmak, içimde sakladıklarımı açığa dökmek istiyorum. Yapamıyorum ama, ha sanma ki utandığımdan, korktuğumdan. Elimde değil işte, içime akıttığım yaşın zerresini dökemiyorum gözümden..

Sen nasılsın görüşmeyeli? Yine soruyor musun “hangi elbisem daha çok yakışıyor, hangisini giyeyim” diye? İnanır mısın ben hiç özenmiyorum üste başa eskisi gibi. Hani sen yeşil bir elbise giyecektin görkemli, ağır, fiyakalı. Ben de doğum günümde bana alacağın gri elbiseyi. Beraber “salınacaktık”, ya da senin tabirinle “akacaktık” akıp giden ömürler gibi. Beraber akacak, beraber salınacaktık..

Sen nasılsın görüşmeyeli? Bihaberdin olup bitenden, hayallerden, ümitlerden. Sen de haklıydın, bilmiyordun. Kapılmış gidiyordum bahtımın rüzgarına… Açamamıştım hayallerimi kimseye olduğu gibi sana da, zikredememiştim fikrimi. Söyleyemedim, fikrimin ince gülü söylemedim..

Geç oldu artık yatayım ben, malum iş var sabah. Ustam kızıyor uyuklayınca, “giy” diyor tulumları. Ama sanma ki uyumak için yatıyorum. Belki yine hayale dalarım. Belki, belki yine..

Ata GÖKTUĞ

Fotoğraf: (http://farm1.static.flickr.com/24/49198636_fd076be7be.jpg?v=1173929552)
Reklamlar

2 Yorum (+add yours?)

  1. Alper Akpınar
    Şub 13, 2009 @ 23:31:33

    Söylenebilecek ne var ki? Muhteşem. Kıskanıyorum sözcüklerin birinde bile kalem oynatamadım diye.

  2. senem
    Şub 14, 2009 @ 21:09:41

    güzelmiş tşk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: