Sevgili Dedem…


bossandalyeSen gittin aylar, yıllar oldu… Terkedişin sanki az önce gibi. Toprağa diktiğin fidanlar ağaç oldu, meyvelerini ise canına değsin diye yiyor sevdiklerin. Gölgesinde piknikler yapılıyor, hiç görmediğin çocuklar yani torunların minicik bedenleriyle oyunlar oynuyorlar. Bana ağaç dikmeyi öğretmek için beraber diktiğimiz akasya vardı ya, hani bükülmesin diye duvara iple düğümleyip bağladığın akasya… İşte o akasya bile kocaman oldu, avlunun en çok gölge veren ağacı oldu. Attığın düğümü çözmedik, son attığın düğüm diye… Bazen o düğüme bakıp bakıp ağlıyorum. Biliyor musun bize üzerinde oturup anılarını anlattığın, bize hayatı öğrettiğin sandalye ve masa hala yerinde duruyor. Sadece kış aylarında kalıdırıyoruz zarar gelmesin diye… Hala kulaklarımda sesin, biz minicikken oyun oynadığımız dar sokakta bize seslenişin “akşam ezanı okunuyor artık eve gel” deyişin… Kokun ise burnumdan hiç gitmiyor, ne güzel kokardı tenin… Kafamı koyup uykuya daldığım göğsünün yumuşaklığını ise hiçbir yastıkta bulamıyorum…

Yazları seni ziyarete geldiğimde geceleri üzerim açılırdı, kalkıp sen örterdin. Şimdi de açılıyor üzerim geceleri, ama örten kimsecikler yok. Küçükken çarşıya götürürdün beni minicik ellerimden tutardın, ayakkabılarını yere sürtmeden yürü, yırtılır derdin. Hatırlıyorum, hatırladıkça hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, şimdilerde ben tutuyorum ellerinden küçük çocukların, çarşıya götürüyorum onları, ayakkabılarınızı yere sürtmeden yürüyün yırtılır diyorum, diyorum ama sanki o çocuklar ben, bende sen oluyorum.

Başından hiç çıkarmadığın fötr şapkanı televizyon dolabının altındaki camekana koyduk. Hiç kirlenmesin, eskimesin diye… Nerde fötr şapkalı bir yaşlı adam görsem sen geliyorsun aklıma… Yolda yanımdan geçen fötr şapkalı adamlara dönüp dönüp bir daha bakıyorum, belki sensindir geçen diye…

Bazen çaresiz kalıyorum, bir sebepten ötürü üzülüyor ya da ağlıyorum. Aklıma yine sen geliyorsun. Hani çocukken ağladığımda kurumuş ellerinle yanaklarımı kavrar alnımdan öper, sonra da ağlama babam derdin ya… Yine yap diye bekliyorum, ama bekliyorum yine ağlıyorum…

Her an, her yerde karşıma çıkıyorsun, ya da çık diye bekliyorum ve dudaklarımdan cümleler dökülüyor, sana olan hasretimin cümleleri, gittiğini bir türlü kabullenemeyen ya da kabullenip özlem duyan cümleler;

Tanımadığım insanların sebepsiz tebessümlerinde,

Küçücük çocukların masum gülüşlerinde,

Güney rüzgarlarının ılık öpüşlerinde,

Sen geliyorsun aklıma, sen sanıyorum onları…

Özlemeyeceğim seni,

Görüntün gözlerimde, sesin kulaklarımda,

Yüreğin yüreğimde çarpıyor.

Son dokunuşunu hissediyorum hala tenimde.

Yok değilsin özlemeyeceğim seni…

Demiştin ya yarınlar olacak,

Gök kararsa da güneş hep doğacak,

Yarınlar oluyor işte, gök kararıyor.

Güneş ise hergün senin üzerinde doğuyor…

Belki de yarınlar olmayacak hiç,

Belki de güneş doğmayacak hiç,

Yüreğimdeki alev sönmeyecek hiç,

İşte o zaman seni özleyeceğim…

diyor kendimi avutuyorum ve ruhuna dualar okuyorum, yaradana yalvarıyorum bizi bir daha kavuştursun diye…

Sonra, bir daha hatırlayana kadar seni unutuyorum, ve kavuşacağımız günün varlığına inanarak susuyor, kalbimdeki odandan kısa süreliğine ayrılıyorum…

Ruhun Şâd Olsun…

A.Tolga AKPINAR

Fotoğraf: (http://www.susanmargaret.com/images/SMB_empty_chair_01_bw.jpg)
Reklamlar

1 Yorum (+add yours?)

  1. esra(yeğenin)
    Oca 02, 2010 @ 20:53:15

    dayı göz 6yaşlarımı tutamadım.ismet dedemi görmeyi çok isterdim.ellerine sağlık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: