Facebook Çılgınlığı


facebook3Herkeste bir facebook çılgınlığı almış başını gidiyor… Facebook da Facebook diyor herkes. Uzaktan izliyordum önceleri, ben hiç karışmayayım dedim. Beni bozar böyle feysbukmuş, yonjaymış, netlogmuş tarzı şeyler dedim. Ama yok ciğerler olmuyor… Gelen facebook istiyor, giden Facebook istiyor. MSN’ i açıyorsun 100 kişi birden tek bir ağızdan soruyor Facebook açmadın mı halen diye. “Açmadım…” diyorum hafif utangaç bir tavırla. Aslında ne nane olduğunu ben de bilmiyorum. ” Oğlum açana bak çok süper, birbirimizi bulacağız oradan! ” diyorlar. Sanki telefon numaramı, nerede oturduğumu, kim olduğumu bilmiyormuş gibi konuşuyorlar. En sonunda dayanamadım, beni de ikna ettiler. “Tamam açıcam.”‘ dedim. Kararlıydım bu sefer…

Bilgisayarın karşısına geçtim. adresi dahi bilmiyorum. Açtım google zımbırtısını ‘facebook’ yazıp arattım. ilk çıkan sayfaya girdim. Kaydolma adımlarını teker teker geçiyorum… Eğitim durumunu ‘üniversite’ olarak seçiyorum, ama bir sorun var. Sistem bu cevabı kabul etmiyor. Zımbırtı makine benim üniversiteli olduğum gerçeğini sebepsiz bir inatla kabul etmek istemiyor. Üniversiteye gidiyorum işte diyorum, hatta şüphe edip cebimden öğrenci kimlik kartımı çıkarıp bakıyorum ama yok, sistem Nuh diyor peygamber demiyor. Senin gibi bir üniversite öğrencisi yok diyor. Diğer seçeneklere bakıyorum, bana uyan birşey de yok… Mecburen ‘hiçbiri’ ni işaretliyorum. Onca yıl lise okuyup üniversiteye geç, üniversiteli olduğun için hava dahi atama… Buymuş yani facebook. Dakikasında kendinden tiskindiriyor beni. Tamam benim okumam yazmam bile yok, kaydet beni diyip diğer adıma geçiyorum.

facebook_logoTek tek formları dolduruyorum. Sürekli birşeyler soruyor. Hah diyorum şimdi ebemin adını da soracak. Soruyor nitekim. Cibiliyetsiz sistem mail adresimin şifresine kadar herşeyi istiyor benden. Şaşkın bir ifadeyle arkadaşlara soruyorum, ‘Bu benden mail adresimin şifresini istedi, Enayi falan mı gördü acep beni? Daha fotoğraf da yüklememiştim halbuki… ‘ diyorum. “Evet abi öyledir o, ver sen şifreni … ” diyorlar. “Neden ki n’apacak şifremi?” diyorum. “Abi ver işte kıl mısın?” diyorlar… Peki feysbuk, arada girer maillerime de bakarsın sen diyerek veriyorum mail adresimin şifresini de. Utanmasa iç çamaşırımın rengini dahi soracak olan Facebook, mail şifreme kadar herşeyimi biliyor artık. Bir nevi aile oluyoruz.

Sonra arayüz çıkıyor karşıma. Hiçbir şey anlamıyorum. Oraya buraya tıklıyorum, arkadaş falan eklemeye çalışıyorum. Aslında ben de ne yaptığımı bilmiyorum. Salya sümük ekrana bakan bir idiot gibi önüme gelen her tuşa basıyorum ve buna deneme – yanılma yöntemi diyorum. Basit bir sistem aslında ama anlamak istemiyorum, niyetsizim. Önüme gelen tuşa basıyorum ben de. sonra bakıyorum herkes fotoğraf eklemiş. Herhalde buranın mentalitesi bu diyorum. Zaten cinsiyetmi bildirdiğim feysbuk bu platformda duygusal bir arkadaşlık arayıp aramadığımı sorarak ” Bak babuş istersen pazarlayıcın da olurum.” mesajı verdikten sonra karşı cinsten mi yoksa kendi cinsimden mi hoşlandığımı sorarak bir de güzel homoseksüel konumuna yerleştiriyor beni. Görmemezlikten gelip geçiyorum, fotoğrafımı yüklemeye çalışıyorum. Fotoğraf eğreti duruyor. Bakıyorum ama beğenemiyorum. Sanki ne gerek var ki fotoğrafa diyorum, bu sefer de ‘Beni nasıl tanıyacaklar ki fotoğrafsız..’ diyerek vazgeçiyorum. Benim ismimde birçok kişi buluyorum arama sonuçlarında ve şaşırıyorum. Mecburen fotoğrafımı kaldırmıyorum, duruyor öyle. Mahzun mahzun bakıyor bana ‘Abi naptın, ne işlere soktun beni…’ der gibi. ‘Ben de bilmiyorum lan, çaktırma’ diye der gibi mouse’umu sürüklüyorum fotoğrafın üstüne. “Abi kaldır lan beni buradan.” der gibi bakıyor.

Arkadaşların sayfalarını dolaşmaya başlıyorum. İşte asıl karmaşa o zaman başlıyor. Kendi sayfamı karışık bulan ben arkadaşların sayfasına girince resmen dumur oluyorum. Bir çok aktivite, bir çok eklenti görüyorum. Youtube videoları eklemeye yarayan eklentiden tutun da ‘benden hoşlandın mı’ sorusunu pişkin pişkin sorup altında kendi fotoğrafını afişe eden eklentiye kadar her halt kafamı daha da bir karıştırıyor. “Oğlum eklenti ekle lan sayfana!” diyorlar. “Yok böyle iyi hacım.” diyorum. Israr ediyorlar, istemiyorum ulan diyorum. Oğlum böyle tadı çıkmaz diyorlar, ne tadı çıkacak ki abi zaten diyorum. Yok ekleyeceksin diyorlar. Biri bir kolumdan, öteki kafamdan, öteki başka bir tarafımdan, beriki tutulabilir tüm uzuvlarımdan asılıyor. Bilamecburi birşeyler ekliyorum. Rakı sofrası ekliyorum, birahane ekliyorum, kıraathane ekliyorum… hiçbirinin ne olduğunu ben de bilmiyorum. Arkadaşlarımdan sürekli birşeyler geliyor. Biri kıpraştırıyor, biri titreştiriyor, öteki öpüyor, beriki içki ısmarlıyor, rakı sofrasına oturuyor, bira yolluyor… Ne oluyor anlamıyorum. Sürekli birşeyler oluyor. Kendi yarattığım bu sayfa benim kontrolümden çıkıp yaşayan bir form haline geliyor. Sayfanın kahramanı beni bir tarafa itiyor da interaktif bir dünyaya dönüşüyor. Giren çıkanı ben bile sayamıyorum. Öpenler, titretenler, bira ısmarlayanlar, fotoğraf yollayanlar, funpost atanlar, wall’a birşeyler yazanlar, anaokulundan arkadaşınım deyip ekleyenler, ben senin ebenim diyip gelenler derken bir anda çığlık atarak arkadaşım Emre’nin suratına bakıyorum. ” N’oldu lan?? ” diyorum. O da korkuyor bu ani hareketlenmemden. ” Abi pc başında uyuyakalmışsın, dürteyim dedim…” diyor. Koca koca gözlerle bana bakıyor. ” Oh be kabusmuş…’ diyorum. “Ne kabusmuş abi? ” diye cevap veriyor. “Boşver Emre, hadi bi çay içelim.” deyip kestiriyorum.

facebook2Emre mutfağa çay koymak için ilerlerken ben feysbuk şeysimden hala ayrılamıyorum. Hepten içine çekiyor meret beni. o klübe bu klübe üye olmaya başlıyorum. “Klüp dediğin şey sosyaldir lan, asosyal bir ortamda sosyal klüpler… çelişkiye bak.” diyorum içimden. arkadaşlarımın feys sayfalarını incelemeye devam ediyorum. Bir de bakıyorum ki bir arkadaşımın 100’e yakın arkadaşı var. Msn’i açıp kendisini buluyorum. ” Oğlum Raşit, sen yönetimi falan ele geçirmeyi düşünüyor musun, yakın zamanda bir darbe planın falan var mı bu örgütlenme ile? ” diyorum. Haliyle anlamıyor. ” Oğlum…” diyip devam ediyorum. ” Bu ne lan bir insanın yüz arkadaşı mı olur? Bu ne samimiyetsiz ortam? Kaçını tanıyorsun ki sen bunların?” diye soruyorum. İşte o akıllara zarar cevabı veriyor bana; ” Abi o ne ki ya 1000 arkadaşı olanlar da var. ” İşte o zaman anlıyorum, arkadaşlarımı bulacağım vesilesiyle açılan feysbuk şeysi bir süre sonra arkadaş tirajı kıyaslayabildiğiniz bir ortam haline geliyor. Benim feysbukum seninkini döver, benim yirmi milyon arkadaşım var senin kaç tane ki şekline dönüşüyor olay. Titriyorum ve kendime geliyorum. “Hmm anladım Raşit, kolay gelsin o zaman sana…” diyip uzaklaşıyorum o pencereden.

Raşit’in söyledikleri hala aklımdan çıkmıyor… 1000 tane arkadaşı olan bir manyak… Bir sosyal deha, bir popülerizm sembolü… Böyle birşey imkansız diyorum. Mantık sınırlarımı zorluyorum ama facebook sayfalarını dolaşmaya devam ettiğimde gerçekten o tarz insanlar olduğunu görüyorum. Aklım hala kabul etmek istemiyor; ” Yok lan…” diyor. ” Kesin önüne geleni ekliyordur bunlar… Tabi canım yoksa imkansız… Tabi… ” diyerek devam ediyor. zaten anlayamadığım o eski arkadaşları bulma olgusu bir anda daha da karışık bir hal alıyor kafamda. Merak ediyorum insan eski arkadaşlarını bulunca ne oluyor. Ana sınıfından bir arkadaşım gelse nasıl tanıyayım ki ben onu? İmkanı var mı acaba? Düşünceye dalıyorum… Günün birinde bir mesaj alsam acaba ne yaparım?

– Merhaba beni tanıdın mı ben Selin, anaokulundan arkadaşın!
– Aaa Selin tanımaz mıyım merhaba! Hani şu peçete yiyen Selin, bide sümüğüyle leblebi yapan arkadaşın vardı Gamze… Hala kum havuzlarında iç çamaşırınıza toprak doluyor mu?

facebookNe işe yaradığını anlamıyorum bu sistemin. Bir türlü mantıklı gelmiyor… Yok yok diyorum, bu facebook olayı bana göre değil. Düşündükçe tiskinmeye başlıyorum. Kapatmak istiyorum hesabımı ama birkaç arkadaşı eklemiş olduğumdan ayıp olur diyip vazgeçiyorum. Hem onların lafını çekmek istemiyorum iki saat; ” Oğlum ne cins adamsın, niye kapadın lan facebook’unu? ” diyeceklerini biliyorum. Onlara laf anlatmak istemiyorum bir de… En iyisi diyorum, ben de onlara uyup kendi fotoğrafımı koyayım buraya, çıkıntılık yapmayayım. Elime fotoğraf makinasını alıp 360 derece açıyla fotoğrafımı çekmeye çalışyorum. Beceremiyorum. Amuda kalkıp poz almaya çalışıyorum fakat fotoğraf makinasının otomatiği çalışmıyor. Sonra dönüp diğer facebook sayfalarındaki fotoğrafları kurcalamaya başlıyorum. Bakıyorum ki en çok da aynadan yansıma fotoğraflar popüler facebook ortamında. Tamam arkadaş diyorum benim ne eksiğim var, ve aynanın karşısına geçiyorum. Kamerayı kendime tutup çekmeye çalıştığım için önce bir fark göremiyorum. Sonra anlıyorum ki kamerayı aynaya tutmam gerekiyor. Onu da yapıyorum ama bu sefer de ışıktan deve kıçı gibi parlıyor suratım. Yine birşeye benzemiyor…

Mutfakta çay demlemekte olan Emre geliyor aklıma. Emre’ye sesleniyorum fotoğrafımı çekmesi için. ” Noldu abi? ” diye cevap geliyor. ‘ Bir gelsene hacım…” diyorum. ” Abi tuvalette misin? ” diye soruyor şaşkınlıkla. ” Evet evet, içeri gel. Merak etme lan…” diyorum. Emre içeri giriyor. Gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde, aynanın karşısında durmakta olan bana bakıyor. ” Emre, ben şuraya oturayım da bir fotoğrafımı çek hele. Arka plan fayans zaten, bembeyaz, vesikalık gibi olur hem. ” Klozetin üstüne oturuyorum. Emre ise yuh be arkadaş bakışı atıyor bana. Parasını vereyim de taharet al abi diyecek gibi oluyor ama nezaketini bozmak istemiyor. ” Ne diyorsun abi sen, kafa iyi galiba?” diye soruyor. ‘Sen sorma birşey, al şunu fotomu çek diyorum! ” diye ısrar edince emre beni yanlış anlıyor. ‘ Abi ama korkmaya başlıyorum…” diyip malum mesajı veriyor. Gururma yediremiyorum. ” Senden birşey isteyende kabahat, yürü git bi’ çay koy! ” diyorum kızgınca. Anlamsız bakışlar eşliğinden uzaklaşıyor Emre. muhtemelen çay koymaya değil, bavulunu toplamaya gidiyor. Yegane dostumu da alıyor Facebook elimden…

Tekrar bilgisayar karşısına geçiyorum. ne yapsam ki, ne yapsam diye düşünüyorum. kimse eklemiyor zaten beni. Seni kim ne yapsın ki manyak diye geçiriyorum içimden. Eklemeyin oğlum siz kaybedersiniz diyorum. Madem eklemiyorsunuz ben de ona göre bir kompozisyon oluştururum. Zaten asabiyim, sinirlerim bozuk, vize haftası, sürekli takıştığım birileri var… Bir fotoğrafımı çekiyorum ama öyle böyle değil, o anki ruh halim yüme yansıyor. Katil gibi, tinerci gibi. Emre geliyor o sırada, gitmemiş güzel kardeşim. Bir fincan acı kahve getiriyor. ” Abi şunu iç bir kendine gel…” diyor. Bir anda duygusallaşıyor, bin fincan kahvenin bile hatrının olmadığı sanal ortamı bir kenarıya itiyor da kardeşim Emre’nin omzuna atlıyorum. Akabinde 2.dereceden yanık teşhisiyle hastanede geçirdiğimiz 3 gün dostluğumuzu daha da bir pekiştiriyor.

Ozan MAVİ

Reklamlar

14 Yorum (+add yours?)

  1. myucel83
    Haz 03, 2009 @ 21:14:35

    Tüketim toplumun yeni icatlarından biri olarak hayatımıza çok hızlı giren “feysbuk” vb. gibi Web 2.0 araçları bizleri birbirimize yakınlaştırmakta öyle maharetli ki artık “kim kiminle nerede ne yapıyor” anında öğreniyoruz. İlk bakışta faydalı bir etkinlik gibi görünse de toplum olarak hemen her şey de olduğu gibi “feysbuk”ta da ölçüyü kaçırınca ortaya birtakım sorunlar çıkmaya başladı. İnsanlar artık birbirlerini de tüketir oldular. Aşırıya kaçılmadıkça iletişim aracı olarak kullanılabilir. Ancak tabii tüm özel hayatınızı bir anda internete taşıdığınızı da unutmayın. Amerikan Federal Ajanları’na veya herhangi bir başka haberalma teşkilatına malzeme verdiğinizin de farkında olmanızı tavsiye ederim.

  2. kizirbey
    Haz 23, 2009 @ 18:04:20

    Güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. facebook olmasaydı, sen de bu yazıyı yazmamış olacaktın, demek ki bir işye yaramış ve sana bu yazıyı yazdırmış. bu bile iyidir dimi, herkesin turkçeyi karga-burga yazılarla delirttiği bir ortamda en azından okunabilen bir güzel yazı olmuş.tebrikler

  3. ayşegül
    Tem 07, 2009 @ 20:49:58

    Bencede çok fazla ilgileniliyor facebookla ama güzel bişi sonuçta sanada tavsiye ederim ;)

  4. insanliksoneleri
    Tem 26, 2009 @ 15:39:11

    ÇoK etkileyici bi yazı olmuş öyle bi başını okuyayım dedim ama kendimi alamayıp sonuna kadar gelmişim:)

  5. myenfk
    Tem 27, 2009 @ 23:47:29

    “1000 tane arkadaşı olan bir manyak… Bir sosyal deha, bir popülerizm sembolü… Böyle birşey imkansız diyorum. Mantık sınırlarımı zorluyorum ama facebook sayfalarını dolaşmaya devam ettiğimde gerçekten o tarz insanlar olduğunu görüyorum. Aklım hala kabul etmek istemiyor; ” Yok lan…” diyor. ” Kesin önüne geleni ekliyordur bunlar… Tabi canım yoksa imkansız… Tabi… ”

    1000’den fazla arkadaşı olan bir tanıdığım var. Kendisi müdür yardımcısı olduğu için bütün öğrencileri onu arkadaş olarak ekliyor. Öğrenci-öğretmen ilişkisinin geldiği boyut. ‘Hocam diplomalar ne oldu?’ gibi sorular soruyor öğrenciler facebooktan. Çevresi geniş sosyal dehalar yok değil.

    Bende facebook kullanıcısıyım fakat fotoğraflara bakmakla yetiniyorum öyle grup şurup işleriyle pek ilgilenmiyorum. Her önüme gelene hayran olmuyorum. Gelen istekleride yoksayıyorum. Hatta bazen tanıdığım insanlarıda eklemiyorum.(Ayıp mı ediyorum yoksa?)

    Facebook gerçekten çılgınca,kendini aşmış bir hali var bize diyecek söz bırakmamışsınız. Yazınız da oldukça akıcıydı.

    Saygılarımla;

  6. gereksiz
    Ağu 05, 2009 @ 23:07:02

    yaa anlamadım yaaa hepsini okucak vkdm yokdu anlamadım lütfen bana biri bu kişinin face si iyiliomu yoksa ötülüom sölesn.

  7. insancıL yaRatık
    Ağu 27, 2009 @ 02:03:31

    Evet çok güzel bir yazı ama facebook aslında o kadarda kötü bir şey değil.Başındanda sonuna kadar sürekledi beni yazı çok güzel olmuş okulda kompozşsyonda yap sen bunu :D Facebook tabii ki işe yarar bir şey ama çocuklar için bütün eğlencesi yaşlanınca kimse zaten ne bilgisiyardan tam anlıyor facebooktan mı anlıyacak! 1000 arkadaşı olanı görmedim daha ama vardır. 100 arkadaşım yok benim de ama 60 tabii hepsi ailem,yazlık ve okul arkadaşlarım bazılarıda internetten ama pek azı..
    Sonuçta harika bir yazı kitap yazmanı tavsiye ederim :)

  8. Damla
    Kas 05, 2009 @ 20:00:31

    Süper ya ellerinize sağlık..yaşamış kadar oldum..:D..we okurken kopmamak mümkün deil..:D

  9. emel
    Kas 21, 2009 @ 19:52:08

    her onunee hayran olmak her gruba üye olmak cok saçmaa 1000 arkadasıı olan cok otobüstee tansıtıgn kişi bile gelip facebookta seni ekliyorr onu bırak bi kelime dahi yüzünü bile gormedign kişi eklerse bu hale gelirr abicimm cok güzel we cok akıcıydı ellerine saglık…

  10. kemal
    Ara 01, 2009 @ 12:06:45

    ellerine sağlık yazın çok ilgi çekici ve güzel tebrikler

  11. haci
    Ara 05, 2009 @ 01:38:48

    evet

  12. aysberg
    Oca 26, 2010 @ 19:02:34

    başta sürekliyici gidiyor,okuyası geliyor ama bi süreden sonra” …. bitmeyecek mi bu yazı?” sorusu geliyor. uzunluğunu ayarlayabilseymişsin harkulade bir yazı olabilrmiş.

  13. züleyha
    Şub 16, 2010 @ 20:43:47

    on tane facem var hepsininde şifresini hatırlamıyorum.

  14. gülbin
    Mar 02, 2010 @ 13:47:32

    hayat yaşamaya deger yarını düşün dünü düşünme bence aşk varsa gerisi boş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: