Gidene…


gidenBir gecede bıraktı dünyasını. Otobüs, doğru olan buymuşcasına hızını durmadan arttırdı. Belki o da tanık oldu, gördü, işitti yaşadıklarını, onun için en iyi olanı yaptı. Hızını arttırdır.

Yan koltuktan bir ses “İyi misin?” dedi. Gördüğü gözler kıskanılacak kadar yaşama sevinci saçıyordu. Bu mutsuzluktan öyle utandı ki o gözlere mecburen “İyiyim” demek zorunda kaldı.. “İyiyim.. Teşekkür ederim..”

Gözlerini dolduran bildikleriyse bilinmeyen, nispeten daha iyidir diye düşündü. Nasılsa garda bırakmıştı sorumluluklarını, dostlarını, ailesini, sevdiğini. Üzerinde bağlı duran bütün iplerin, ilmeklerin çözüldüğünü hissetti acıyarak. Rahatladı bir bir. Kendisiydi aslında bilerek ve isteyerek vücuduna onları bağlayan. En kötüsü buydu. Kimseye söyleyecek söz, suçlayacak kelime yoktu. Camda gördüğü yüzdü neden ve sonuç. Suçlu aramak acizlere yakışırdı. Suçlu aramıyordu. Bundan sonra tek bir hayat, tek bir insan dahi tanımayacağına dair kendine sözler verdi. Bütün iletişim gereçlerini bırakıp ayda bir postaneye uğrayacak, makul bir açıklama yapıp, bıraktığı dünyayı üzmeden ve kendilerini sorgulamalarına izin vermeden o kısmı da halletmiş olacaktı. Gece yola çıkmak mantıklıydı. Tabloya herşey yerleşti. Karanlık çok güzel yakıştı. Hangi vakte hazırlanacağını saptamak için sabaha saatler vardı ve güneş doğduğunda çok bakir kalmış bir kente inecekti. Bu düşünceleri başkaları söylese ne hastalıklı karakter diye düşünür, o insana acırdı.

Kimse bilmedi, giderken kaç duman tüten ocağı söndürdüğünü. Varlığıyla yaşattığı kesindi. Peki bu kadar tükettiyse benliğini, avuç avuç vermiş olmalı kendini ki silik ve buharlaşan bir canlıdan ibaret görünüyordu. Onunla biraz konuşulduğunda rahatlıkla şu cümle kurulabiliyordu: “Hayatta hep doğru olanı yapmış ama hep yanlış anlatmış. Birini birine uyduramamış, zor olanı yapmış, kolay olanı beceremeyip bütünü siyaha boyamış. En sevdikleri onu yok ederken vazgeçmemiş sevmekten, özlemekten. Keşke vazgeçebilseydi. Bazen insanları ve olayları hırpalanmadan bırakmak sıyrılmayı öğrenmek gerek diyorum. O bunu belki hiç öğrenemedi..”

Duruşundaki kambur dikkatimi çekerken anlıyorum ki özgüvenini de almışlar, özgüvensiz neye yarar ki? Geride bırakmak, yeniye başlamak.. Ne kalır ki geriye? Yine de böyle bir kaçış için hoyratça kendine yenilmiş olmalı.

Elini tutup “Sen! Bu dünyanın doğrusu! Vazgeçme!” demek istedim, diyemedim. Çoktan beton duvarları örmüş bedenine, zırhları geçirmişti.

Derya KOŞAR

Reklamlar

2 Yorum (+add yours?)

  1. Tolga Akpınar
    Haz 20, 2009 @ 14:09:00

    Sizin gibi yazarların bu kadroda bulunması gerçekten övünç kaynağımız, ayrı kaldığım bu müddette kaliteli bir yazı görmek sinestezi adına beni mutlu etti. Teşekkür ederim …

  2. DERYA KOŞAR
    Haz 23, 2009 @ 11:28:42

    Sizinde yazılarınız bizler için beklediğimiz önemli yazılar içerisindedir.Güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: