Filmler, Beklemek ve Zaman


UntitledHayatı son günlerde filmlerdeki gibi sanmaya başlamıştım. O ise öyle olmasını umardı. En büyük hayali zorla izlettiğim ve hayatının filmi olan “Eternal Sunshine of Spotless Mind” in gerçek olması idi. Zaten pek kuvvetli olmayan hafızasını sildirecek; onu üzen, yıpratan, kıran, yaralayan her şeyi unutacaktı.

O bunları düşünürken ben “Amelie Poulen” kadar pozitif bir şekilde “Jeux d’Enfants”ın gerçek olma olasılığının yüzde kaç olduğunu hesaplıyordum kendi kendime. Attığı her “iyi geceler” mesajı bir puan kazandırıyordu hesabıma. Her gülüşü 3, sabahtan akşama beraber geçirdiğimiz her gün 10. o kadar çok puan topluyordum ki kendi kendime, yüzleri binleri geçmiştim.

Mesela beraber Fransızca öğrenecektik, Bursa’ya gidecektik, yazın deli gibi hız yapacaktık motosikletle, sonra daha da büyüyünce Avrupa’yı gezecek Paris’te Fransızca konuşacaktık şakır şakır, bana “kendi parasıyla” (o öyle demişti) bir vosvos alacaktı, aynı yerde çalışırsak o bana yardım edecekti falan…

Kafamda sürekli onu sevdiğimi söylüyordum. Yazlar ilkbahardı, güzler ilkbahar, kışlar bile ilkbahardı onunla iken*. Yüzümde aptal bir gülüş oluyordu, midemde oyuncu kelebekler, içimde garip bir mutluluk… Dünyanın en akıllı, en aptal, en geveze, en suskun, en güzel, en çirkin, en en insanı oluyordum onun yanında. Bazen de ne yapıyorum ben sorusuna eşlik eden ensemdeki o soğuk nefes: onu kaybetme korkusu, kanın damarlardan çekilme hissi…

Bir cümle kafada kurulduğu andan itibaren çıkmak için yer arıyor. Bir şekilde müsait ortamı bulur bulmaz da kendisini dışarı atıyor. Tabi ne olacağını, o sözlerin ne sonuçlar doğuracağını bilmemek de büyük bir korku…

En çok kızdığım şey nedir biliyor musunuz, en yapamadığım, en zorlandığım şey? Bir şeyi zamana bırakmak. Bir şeyler için beklemek. Sonucunu bilemediğin bir şeyler için beklemek, beklemek, beklemek…

Birisi bana zamana bırak dediği anda saniyeler, yelkovanlar, akrepler, dünya, güneş sistemi, hayat duruyor benim için. Ve “durup bakmaya başladığım zaman yaşamak zorlaşıyor”**

Hayat benim için durdu şu an. Julien, Sophie’nin 10 sene görüşmeme teklifini kabul ettiğinde aynı benim o cümleleri söylerkenki durumum gibi, sonuçların neler olacağını bilemiyordu. 10 sene onun için binlerce yıl gibi geçti, tıpkı geceden sabaha gördüğüm binlerce rüya gibi. Binlerce rüya, binlerce farklı son…

“Zaman” diyordu bir kitapta “insanla oynamayı seven, hem zalim hem merhametli bir tanrıdır.”***. Geç artık zaman, sözüm sabrım kalmadı! Göster şu merhametli yüzünü…

* Can Dündar

** Kürşat Başar

*** Ahmet Ümit

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: