Özkan ve onun zavallı böbreği


Böbrek

Böbrek

Özkan ve böbreği hiçbir zaman iki arkadaş olamamışlardı. Hatta diğer bir çok böbreğin aksine Özkan’ın böbreği yalnızdı, Özkan’ın vücudunda tek bir böbrek vardı. Diğer hiçbir böbreğin adı olmadığı gibi Özkan’ın böbreğinin de bir adı yoktu, böbrek derdi herkes. Ama ille özellikle ondan bahsedilecekse “Özkan’ın böbreği” diye tanımlanabilirdi. Özkan’la böbreği, doğal olduğu üzere arkadaş değildi, üstüne Özkan böbreğinin ihtiyaçlarına kulak vermek gibi bir alışkanlığa sahip olmadığı gibi onun şikayetlerini de pek dinlemezdi. Yalnız ve üstüne ihtiyaçlarını karşılayamayan böbrek, haliyle bu durumdan hoşlanmıyordu.

Özkan bildiğimiz adamlardan değildi. Bir gün kendine Kuvva II markalı bir tişört almıştı ve bununla gurur duyuyordu. Gittiği yerlerde sık sık tişörtünden ve markasından bahsediyordu. Öyle ki; tişörtü için bir şiirimsi yazmıştı aklı sıra:

Tişörtüm kuvva
Koşuyorum iç kulvarda.

Kuvva II markalı bir tişört giymenin saçmalığı bir tarafa, bunun için bir şiir yazmak Özkan’dan başka kimsenin yapabileceği bir iş değildi. Üstelik şiir dediği şey aslında şiir olmadığı gibi o şeyin ne olduğu da belli değildi. Kuvva II markalı tişörtüne ayıracağı zamanın onda birini böbreğine ayırsa bu kötü olaylar ne Özkan’ın, ne de böbreğinin başına gelmeyecekti.

Özkan, Kuvva II markalı tişörtü satın aldığından beri bir aşk içinde yaşıyordu sanki, edebiyata ve bilhassa şiir yazmaya merak salmıştı, her ne kadar yazabildiği tek şey yukardaki iki satır olsa da.. Bu tişört kısacık bir şiirden fazlasını hak ediyordu Özkan’a göre. Kuvva onun için bir hayat felsefesine dönüşüyordu yavaş yavaş.

Özkan, bir gün, bir kutunun üstünde “Islak ve Kuru” yazısı gördü. Bu yazı onun hayatını kökten değiştirecek yazıydı. Ne edebiydi, ne muhteşemdi, üç sözcükle ne çok şey anlatıyordu bu yazı. Bu üç sözcük, Özkan’ı kendine hayran bırakmıştı. Özkan, artık evden çıkmıyor, şiir denemeleri yapıyor, roman başlangıçları yazıyor, ama bu yazıya değil benzeyen, uzaktan yaklaşan bir yazı daha yazamıyordu. Bir kaç hafta evde uğraştıktan sonra şu sözleri yazabildi:

Kuvva II
Islak ve kuru değil mi ki?

Bu yazılan yazı ona ilham olarak gelmişti. Yoksa kendisi bir kaç ay daha evde kapalı dursa bile buna benzeyen bir şey yazamayacaktı. Elbette ki bu yazamama, Özkan’a göre, yetersizlikten ya da becerisizlikten çok “Islak ve Kuru” sözcüklerinin altında yatan muhteşem anlamı vermenin imkansızlığından kaynaklanıyordu. Hele bir de bunu Kuvva II markalı tişörte uyarlamak vardı ki, iki mükemmeli aynı cümle içinde kullanmanın imkansızlığını ancak büyük şairler ve edipler bilebilirdi.

Özkan, nihayet şiirini yazdıktan sonra, bu şiirin dünyada yazılmış en mükemmel mısralar olduğuna karar verdiğinden artık tek bir satır yazı dahi yazmayacaktı. Yazı icad edildiğinden bugüne geçen beş bin yıl içinde amacına ulaşamamış, ama nihayet o amaç bugün gerçekleşmişti. Artık yazı yazmak da gereksizdi. Artık Özkan’a ilham olarak gelen bu şiirin gerçekleştirilmesi, yaşanması gerekiyordu. Ama Özkan’ın gördüğü ve üzüldüğü bir şey vardı, hiçkimse ne Kuvva II markalı tişört giyiyor, ne de Özkan’ın yazdığı bu şiire herhangi bir önem atfediyorlardı. Özkan bu vurdumduymazlığı sona erdirmek için çalışmaya koyuldu.

Özkan’ın aksine, böbreği hiçbir amaca ulaşıldığını düşünmüyordu. Böbrekler tişört giymezdi, dolayısıyla bir Kuvva II tişört giymek Özkan’ın böbreği için imkansızdı. Yani Kuvva II’nin bir anlamı olamazdı. Şiire gelince, Özkan’ın böbreği Özkan’ın eriştiği mertebeyi takdir ediyordu, ama hala şiir için eleştirileri vardı. Keşke tüm şikayetleri bu kadarla bitseydi!

Özkan, yazdığı şiiri hayata dökmek ve arkasına kitleleri almak için Kuvva II markalı tişörtüyle suya girdi. Islanan tişörtüyle birlikte sudan çıkan Özkan yürüyerek sokaklarda dolaşmaya başladı, ıslak ıslak! İlginç olan şey şuydu ki; Özkan’ı ne kimse takip ediyor, ne de ne yaptığını soruyordu. Bu da yetmezmiş gibi, Özkan’ın yürüdüğü yol üzerindekiler onu görünce ya kaçıyor, ya bir yerlere saklanıyor, ya da yoldan çekilip onunla ilgilenmiyormuş gibi yapıyorlardı. Bu durum Özkan’ı çok üzdü, esen rüzgarla alakasız olarak titremeye başladı Özkan. Bir yandan titrerken, bir yandan gözyaşı dökmeye başladı. Hiçkimse onu anlayacak olgunluğa erişememişti. Yarım saat sonra, evine yürürken, böbreğinde bir sancı hissetti Özkan. Bu sancı hiç kuşkusuz onu anlamayan insanlara karşı bedeninin bir tepkisiydi. Sancı kuduruyordu, ama Özkan buna karşı ne yapacağını bilmiyordu. Özkan’ın düşüncesinin aksine Özkan’ın böbreği hiçbir şeye tepki göstermiyordu. Aslında ne olduğunu da tam anlayamamıştı, rüzgarı pek sevmezdi, alerji diye düşündü önce. Sonra düşünememeye başladı, bilincini yitirmişti.

Özkan’ın zavallı böbreği, Özkan bu acımasız dünyaya ve anlayışsız insanlara isyan ederek kendini boğazın soğuk sularında edebi bir istirahata bıraktığında çoktan kendi sonsuz istirahatine başlamıştı.

Özkan, Sarıyer yakınlarında kıyıya vurduğunda üstünde Kuvva II marka tişörtü vardı, ıslaktı. Sonra kurudu.

Alper Akpınar

19431108200934erg

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: