Raif Efendi


kalabalik1Günlerim bir biri ardına sıralandı yine. Zaman durağan… Köşeye çekilip yaşamı seyrettiğim, cam fanusta görevi sadece yaşamak olan süs balığı misali gidiyor geliyorum. Sabah şiddetli ağrılar içerisinde uyandım. Yine yorgundum. Burnuma küf kokusu geliyor, bakıyorum sanki yastığımdan çıkıp hızla evi dolaşıyordu. Güneş girsin, ısıtsın, kurutsun nemi istedim, mevsim de bana küsmüş olacak ki hava kapalı ve yağmurluydu. Şaşırmıyorum, aksine gülümsüyorum “Sizde haklısınız. Ben güneş olsaydım böyle depresif ruh haline doğmazdım” diyorum.
Ruhun açlığı baki de, bedenin ayakta kalması için atıştırıyorum, dışımdaki üşümeye inat sıcacık kahveyle kendimi kandırmaya çalışırken. Ağrılarımı geçirir diye gece en son kaldığı yerden kitabıma devam ediyorum. Sabahattin Ali, Raif Efendi’yi anlatıyor. Bizler izlediğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda hep baş kahramanın yerine kendimizi koyar, onunla mutlaka özleşiriz. O karakterler ki birden Raif Efendi oluyor bende. Mevcut düzenin yok ettiği kişiliklere takılıyorum. Raif Efendi… Cesaretin sevgiye sunulmuş hali… Yok olacağını bile bile katıksız emeğin, kendinden vazgeçişin, bizlerin yaşamadığı; unutturulan sevginin saf temiz dili… Geçmişteki anlamlı yaşanmışlık ve ölen sevgilinin ardından yapılan zorunlu evlilikle başlayan değişim yılları… Diğer yandan gıpta edilen naif, düzgün karakterin ruhunun alınıp kalabalık içerisine beden sürüldüğünde, zaman içerisinde basit, gündelik, sıradan toplumsal yükümlülükler yüklenerek yozlaşıp, alelade, pasif çekinik bir insana dönüşmesini okurken öfkelenmemek, üzülmemek elde değil. Sistemin bastırdığı, yok ettiği, kendine benzettiği insanlar, bana göre vasıfsızlaştırma… “Köşeye çekilip seyrediyorsam, bu yoldayım” diye geçiyor içimden. Burada Raif Efendi karakterinin sıradanlaşması değil de “Geçim sıkıntısı ve çevresindeki bir avuç onun dilinden anlamayan insanla çatışmak yerine yalnızlaşıp ayak uydurma süreci” diyorum. Burada daha da kendime dönerek alışamadığım ayak uyduramadığım durağan zamanlarımı anlayabiliyorum. Sustukça uzaklaşıyor, sessizleştikçe birikiyorum. Kışın geldiğini içerde de dışarıda da hissediyorum. Yine duvarlar nemleniyor ben kuruluyorum..

Derya KOŞAR

Facebook'ta Paylaş

Reklamlar

2 Yorum (+add yours?)

  1. editor
    Kas 02, 2009 @ 12:27:22

    Teşekkürler Raif Efendi, Derya Koşar’ ı aramıza döndürdüğün için. Latife bir yana özlemişiz yazılarınızı, kaleminize sağlık.

  2. derya
    Kas 02, 2009 @ 13:44:04

    Güzel yorumlarınızla beni güdüleyip kalemi elime aldırdığınız için teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: