Yusuf Olmak

Kardeşlerim beni bir köy kuyunun başına getirdiler, ellerim bağlıyken aldılar üstümden gömleğimi. Kuyu karanlıktı, kuyu dardı, kuyu derindi. İçinde su belki yoktu, belki vardı.

Aşağıya doğru düşerken tutunmaya çalıştım kuyunun duvarlarına, dirseklerim yarıldı, ellerim kanadı. Düştüm.

Ben mi kendimi attım bu kuyuya, yoksa zaten kaderim Yusufluk muydu? Daha fazla

Reklamlar

Yağmur

Döküntü yağmurlar… Kokusuz, kuru yağmurlar…
Avuçlarındaki çatlaktan sızan ağrılı yağmurlar..
Gelmeyen baharın, olmayan kışın yağmurları..
Yorgun bedende sızı veren yağmurlar..

Bardaktan boşanırcasına ruhunu saran, acıtan yağmurlar..
Yanakları kıvrım kıvrım olmuş minik ağacın,
Meğerse büyümüş kimse görmeden
Usulca, sessizce, tek başına..
Çicek açtığı gün de olmuş görmemişler..
Beklemiş, beklemiş, gelmemişler..
Daha fazla

İstanbul …

Harem’de içinde sıla olan bir bavulsun.
Dolmabahçe’de denizin köpük sıçrattığı bir sandalyesin.
Beşiktaş’ta bir büfesin, içinde simit satılan…
Şişli’de eski bir apartman dairesisin, içinde mazi oturan.

İstanbul; İstiklal’de bir melodisin, yabancı ellerin kemanından…
Ya da bir yağlı boya tablosusun, metroda sergilenen,
Ve içinde her boyanın renginden bir damla bulunan…
Her taşına milyonlarca adım basılan bir arnavut kaldırımısın aslında… Daha fazla

Yanlış Bir Zamanda Geldiysem

“Yanlış bir zamanda geldiysem, ya da yanlış olan zaten bensem, gidebilirim…” diyerek kafasını kapının aralığından uzatarak gözlerime bakmaya çalıştığında ben arkamı dönmüş boş odaya doğru ilerliyordum. Cevap vermediğimde tepkisinin ne olacağını merak ettiğimden değildi bu davranış. Şu anda değil konuşmak nefes almak bile istemiyordum. Gelmediği o uzun süre zarfında çok şey değişmişti ve değişmeye devam ediyordu. Şimdi yerde kolilere doldurulmuş eşyalarım, bir iki ucuz boş şarap şişesi, çöpe atılmak için ayrılmış anılar vardı boş evimin boşluklarında. Ve içeri girseydi eğer hiç bir şey düşünmeden, bunun hoşuma gidip gitmeyeceğini bile umursamadan o boşlukları Daha fazla

Sen!

Bir günahsın silueti ruhuma zehirli bir ok gibi saplanan

Bir kahkahasın günü dolduran

Bir ateşsin anı tutuşturan

Bir çapkınsın daldan dala

Bazen  bir arsız

Divane bir aşık,yaramaz bir çocuk

Ya da tam o roldeki ‘ıssız’

Yaşam rengisin az bulunandan Daha fazla

Pervane İle Mum

Ben bir pervaneyim mum’ u arıyorum.
Mum’ un nûr’una kanat çırpıyorum.
Maksadım aydınlanmak değil nûrdan …
Yanmak için can atıyorum.
Can bir değil mi, canımı cana katmak istiyorum.

Kanat çırpmak zor değil…
Zor olan kanadı çırpıp da nûr’a varamamak.
Zor olan mum’a varıp da nûrda yanamamak.
Bir olan can’ a haşr olamamak.

İman ile gayret varsa bir işte,
Sonu mum’ a kavuşmaktır işte
Kavuşmakla bitmez ki sadece işte …
Mesele yanmaktır mum’ un fitilindeki ateşte …

Mum da yanan ateş tanıdıktır.
Ayrılmış candaki bir kıvılcımdır.
Kıvılcımın kaynağı mum daki kaynaktır.
Haşrolmak ise kaynakta yanmaktır… Daha fazla

Türkiye Türkçesiyle Yazılmış İlk Eser Ve Sahibi Aşıkpaşa!

(d.1272-ö.1333),

Bir avazdır Aşıkpaşa. Türkçenin küçümsendiği ve fars şovenizminin etkisinde kalınarak halkın konuştuğu dil olan Türkçe’ nin sarayda konuşulmadığı bir dönemde Garibname adlı eserini yazarak Türkçe’ nin önemini vurgulamış ve saray’ da türkçe konuşulması gerektiğini vurgulamıştır. Arapça ve Farsça’ nın resmi dil olarak kullanılmasına ilk tepki Karamanoğlu Mehmet bey tarafından gösterilmiştir.
Karamanoğlu Mehmet Bey’ in öncülüğünü ettiği “Türkçeçi hareketine” Mevlana Celaleddin-i Rumi’ nin oğlu Sultan Veled ve ünlü düşünür Yunus Emre de destek vermiştir. Ancak en ateşli destek Aşıkpaşa tarafından verilmiştir. 12.000 beyitten oluşan Garibname adlı eserinde büyük ölçüde Türkçe dilini kullanmış ve türklükle alakalı tasavvufi şiirler yazmıştır. Garibname adlı eseri “Türkiye Türkçesi İle Yazılmış İlk Edebi Eser” olarak tarihte yerini almıştır.

Moğol istilasından kaçıp Türkistan’ dan Anadolu’ ya gelen Babai tarikatının kurucusu olan Baba İlyas’ ın torunu olan Aşıkpaşa Kırşehir ilinde doğup burada ikamet etmiştir. Aynı zamanda tımarlı sipahi olan Aşıkpaşa mutasavvıf bir aile geleneğini devam ettirmiştir.

Aşıkpaşa o dönemde konuşulan önemli diller olan Arapça, Farsça ve Ermenice dillerini iyi bildiği halde Garibname adlı eserini bir başkaldırış olarak yazdığı için türkçe yazmıştır. Esere Garibname adını vermesinin sebebi ise o dönemde türkmenlerin mazlum olduğunu belirtmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Daha fazla

Previous Older Entries