Dile Düşürme

“Dile düşürme” dedi iç ses…
Sana kalsın, hangi hücrene ait olduğunu bilmediğin alev ve onun yanıbaşındaki buzlanma…

Yine kendine sakla, kendinle sakla…
Bırak bilmesin kimse ya da herşeyi bildiğini sanan kimse…
Gözlerini kapatıp, kopup tüm sınırlardan kendini nasıl bırakıyorsan suyun üstünde
Öyle bırak dedi… Daha fazla

Çocukluğumun Korkuları

gök gürültüsü

Korkunç bir Cuma günüydü. Kim korkutmuştu beni bu kadar? Daha sekiz yaşında küçücük bir çocuktum, dünyada olup bitenlerden uzaktan yakından alakam yoktu. Varsa yoksa oyun oynamaktı hayat. Büyüyünce para kazanmam gerektiğini biliyordum. Param olunca hepsiyle çikolata şeker alacaktım. Bence babam parasını doğru harcamıyordu. Parasını dünyanın en tatlı şeyine vermektense gereksiz şeylere harcıyordu bu da beni çok kızdırıyordu… Daha fazla

Düşünmenin ve Düşünceyi Yansıtmanın Gerekliliği

beyin

Üstteki başlık kimilerine  anlamının bile düşünülmesi yorucu gelebilir.

Fakat biz insanlar bazı gereklilikleri yerine getirmek zorundayız! Yüce ALLAH biz insanları yaratırken diğer canlılardan daha farklı yaratmış ve beyin mekanizması içinde düşünme yetisi vermiştir. Biz insanlar bu farklılığı ve kabiliyeti iyi kullanmalıyız

Düşünce yetisi insanın yaratılışından beri anlamı çözülmeye çalışılan konulara ışık tutmuştur! Düşünce; insanın yaşadığı süre zarfında,dışarıdan algılamış olduğu,algıladığı ve de algılayacağı şeylerin yanısıra algılayamadığı fakat kurguladığı şeylerin üzerine yorum getirerek ilerleme metodudur. Daha fazla

Aşk Dokunur Kalplere

127665

Aşkın vuslat çizgisini geçmiş veya sevdayı iki farklı bedenden tek bir ruha yükseltmiş istisna ve bir o kadar da müstesna kalpler de dâhil aşkın öyle boyutları vardır ki, dokunur. Bazen sersemletir, bazen serinletir. Bazen çağlar, bazen dağlar. Bazen durulaştırır, bazen durultur. Ah aşk… Dokunur. Hem de her kalbe farklı, her sevdaya farklı dokunur. Her zamanda farklı, her mekânda farklı.

Daha fazla

Gidene…

gidenBir gecede bıraktı dünyasını. Otobüs, doğru olan buymuşcasına hızını durmadan arttırdı. Belki o da tanık oldu, gördü, işitti yaşadıklarını, onun için en iyi olanı yaptı. Hızını arttırdır.

Yan koltuktan bir ses “İyi misin?” dedi. Gördüğü gözler kıskanılacak kadar yaşama sevinci saçıyordu. Bu mutsuzluktan öyle utandı ki o gözlere mecburen “İyiyim” demek zorunda kaldı.. “İyiyim.. Teşekkür ederim..” Daha fazla

Kaybetmek

Bir insan ne kadar uzun süre koşabilir ki bir şeyin peşinden? Ne kadar zorluğa, güçlüğe dayanabilir? Kaybettiği nerdeyse belli olduğu an bile koşabilir mi hayallerinin peşinden? “Şimdiye kadar nerdeydin” deseler ne cevap vereceğini bilmeden yine de savaşır mı hayatla? Uğruna hayatını değiştirdiği amacı için hiçbir şey yapmadığı halde onu kaybettiğine üzülmeli midir? Bir insan ne zaman anlar kaybettiğini? Aslında ne zaman kaybetmiştir? Pişmanlık ne getirir?

Daha fazla

Bütün Bütüne Yok Olmadılar

ellerÇocuk büyüyor, büyüdükçe öğrendiklerinin ağırlığı, aldanışların geri sarmaları omuzları ağır ağır düşürüyor. Bütün yanılgılar alaycı bir gülümseme takınmış sırıtıyorlar. Öyle ya, hayat zaferini ilan ediyor. Bir tutam insan biriktirmişiz. Her birinin elleri avucumuzda. Eksikliğini hissettirenler var aralarında. “Olsun o kadar… Avuçlarımdaki yeter, idame ettirilmesi gereken yaşam için” diyor. Daha fazla

Biz ne ara mutluyduk, hatırlar mısın?

yalnizlik

Gidip kendime kahve alacağım hayatım, sen de ister misin? Belki yüreğimizi yeniden ısıtmaya yardımcı olur!

Sevdiğimiz zaman gösterirdik sevdiğimizi, bir zamanlar. Annemize sarılır, öperdik yanaklarından. Babamız bizi sırtına alır gezdirirdi. O zamanlar henüz gökdelenler yoktu. Delememişti kimse göğü, ve hala bir şansımız vardı zıplayarak gökkuşağına erişmek için.

Daha fazla

Diğer Ben

tahta-evKüçük bir belde ki her yer yeşil. Penceremde orman. Arzu edilen yer farklı bir mekana geçiş, mekandaki rahatlığı bulma çabası, maneviyatındaki genişleme. Ve bir gülümseme.. Yakup, Belde’nin delisi. Kola ve turşudur en büyük mutluluğu. Delirmesi ve yine bir kızın bırakması, hastane bahçesinde “Hey onbeşli” diye başlaması.

Hiç düşünmemiştim, insan nasıl deli olur? Anladım ki daha çok düşünecektim insanı ve doğayı (alternatif de yoktu zaten).. Gece-gündüz, yer-gök aynıydı nasılsa. Beldenin nabzı atmıyordu ama sessizlikte acı vardı. Gençlik ve yalnızlık sindirerek yaşatıyordu her bir kareyi.

Ekip hazırlanır siren çalar giderim duvarları arasında bir santim boşluk olan tomruk eve. Teyzem başlar “İstanbul’dan çocuklarım gelecek, beni tedavi ettirecekler”.. “Evet..” derim, “gelecekler..” Bir soğanı vardı dolabında bir de ilacı… Daha fazla

Sadece Sen Gör Diye…

ayna2Aşkındı yücelten, sendin beni güzel yapan

Gözünde güzeldim aynada değil!

Kırıldı aynalar gönlüm gibi,umudum gibi

Her şey biter, dünya durur, göz görmez, yürek atmaz ya

Öylece kalakaldım…

Sensiz silindi her şeyin değeri gözümden

Bu donuk gözler, anlamsız bakışlar

Sadece beni yaşatmaya yarayan bu kalp

Sana gitmediği için isteksiz atılan adımlar,

Yorgun, çaresiz bu beden Daha fazla

Hesaplaşma..

die

“Yapabileceğim bir şey var mı ?” diye sordu Tanrı

Hayır  anlamında başını salladı yorgun savaşçı

Yorgun olduğu belliydi yüzünden

Tüm kasları vücudu peltemsiydi,

Ve içinde bir yer kırgındı belliydi

“Savaşta mı oldu?” göstererek eğik kılıcı sordu Tanrı

Savaşçı bulanık gözlerini kılıcına indirdi

“Evet.. ama düşmanım onurlu değildi”

“Kimdi?”

“Hayat”

Esen ılık rüzgar saçlarını dağıtıyordu savaşçının

Ürpermesine neden oldu bu insanlara özgü biçimde

Tanrı hafifçe öne eğilerek “Hissediyor musun?” dedi Daha fazla

Can sıkıntısı ve uykusuzluk

Can sıkıntısı

Sebepsiz yere canınızın sıkıldığı çok olmuştur, hiçbir şey yapmak istemezsiniz. İşin kötüsü bu durumda yapılabilecek en mantıklı şeyi de yapamazsınız. O uykudur ve uykunuz gelmez. Yatakta saatlerce uykunuzun gelmesi için milyonlarca koyun, hatta işi bir adım ileri taşıyıp penguen, balina filan sayabilirsiniz. Hiçbir ilginçlik sizi o anki can sıkıntınızdan alıkoyamaz.

Sebepsiz yere canımız sıkılır bazen. Aslında hiç de sebepsiz değildir. Pekala bir sebebi vardır, hem de oldukça mantıklı bir sebep. Ama biz kendimize itiraf etmeyiz bu sebebi. İşte bizi uyutmayan da bu sebeptir. Durup dururken oflayıp puflamalar da bu yüzdendir. Arkadaşlarımıza, eşe dosta “canım sıkılıyor” dediğimiz vakidir, ama hiç istediğimiz şey olmaz, ne olduğunu bilmeden istediğimiz şey. Can sıkıntısı geçici olsa da, geçen bir şey değildir. Yani öyle bir şeylerle uğraşınca son bulmaz. Ne yaparsak yapalım o bizi yaptığımızdan soğutacaktır. Bizi oflara boğacaktır. Daha fazla

Tabiri Caizse Rüya

sleep1Gün yeni doğmuştur. Yeryüzü yine güneş ışınlarının istilasıyla ışıl ışıl. Ve merhaba yeni bir sabaha. Fakat o da ne? Kan ter içinde uyandınız nefes nefese. Ağladığınız davul gibi şişmiş gözlerinizden belli. Peki ama neden ? Belki de gece gördüğünüz rüyadandır.

Evet evet kesinlikle bu bir kabustu. Sabaha kadar dur durak bilmeden oradan oraya koşuşturdunuz. Şimdi sakince gözlerinizi kapatın ve rüyayı hatırlamaya çalışın…

Ay cömert bu gece, bütün ışıklarını salıyor yer yüzüne . Her yer zifiri karanlık ve siz ormandasınız. Köpek ulumalarını duyuyorsunuz. Ve korkudan kıpırdamazken bir an avucunuzdaki altınlara bakıp anlam vermeye çalışıyorsunuz kimin olduğuna dair. Daha fazla

Ben olmuşum Lost!

lost-logoBir gün bir uçak düşer ve olaylar gelişir. Bu kadar basittir aslında adına “Lost” dedikleri diziyi anlatmak, ya da değildir. Tam emin değilim. Kimsenin de emin olduğunu sanmıyorum. Her bölümde bir gizemi açığa çıkarıp elli yeni gizem ortaya çıkaran Lost beşinci sezonunda süzülmüş, “artık gizemler sona erdi, şimdi her şeyi anlatma zamanı” diyor sanki. Zaten dördüncü sezonu da gizemlerin çok olduğu bir sezon sayılmazdı. Açıkçası şu girişi okuyunca muhtemelen Lost dizisi hakkında yorum yapmaya devam edeceğimiz sanılabilir, ama biz başka bir şey yapacağız.

Lost, sadece Türkiye’de değil, onlarca başka ülkede de bir fenomen haline geldi. Bunun nedenleri, sonuçları filan bir tarafa, bir de Lost’un ortaya çıkardığı yeni bir pazar oluştu. Oldum olası şu pazar, piyasa sözcüklerinden hoşlanmam. Ama ne yapalım ki yaşadığımız çağın, içinde yaşadığımız düzenin bize zorunlu kıldığı şey piyasaya uyum sağlamak. Biz de doğal adaptasyonun bir sonucu olarak Lost piyasasına entegre oluyoruz, öyle ya da böyle..yanında ya da karşısında. Bahsettiğim şey sadece Lost ile ilgili ürünlerin satışı değil, “Lost’a benzer” diziler furyası da buna dahil. “Lost gibi” filmler, “Lost adasına düşsen yanına alacağın üç şey burada bulunur”, “Lost’ta en sevdiğiniz karakter kimdir” filan.. Geçenlerde kendime bu son soruyu sordum, anlamsız buldum. Kurgu bir dizideki karakterlerden birini neden diğerlerine göre daha fazla seveyim ki? Diyelim ki sevdim, bunun ne anlamı olabilir ki? Bu bilgi gerçek hayatta benim ne işime yarayacak yani?

Daha fazla

Haykırış

8a1b95f70b165b86cf8f1dd900b555b81Şen kahkahalar atan, deli gibi oradan oraya zıplayan küçük kız yok artık karşında. Gözleri ay ışığında buğulanmış, yüreği kan denizinde yüzen bir zavallıyım artık.

Yıllar geçtikçe, törpülediğim umutlarımla karşındayım.

Bak törpüledikçe zamanla yok oldular. İnsafım, sevgim, hoşgörüm, merhametim belki de sana duyduğum özlem…

Sahi neydi onlar?

Hatırlamıyorum bile…

Hatırlamıyorum çünkü sen gittiğinde ben 7 yaşındaydım. Bütün hayallerimi, umutlarımı ve geleceğimi götürdüğünde tam 7 yaşındaydım baba..!

Daha fazla

Kalabalıklar İçinde Yapyalnız …

yalnizlik

Korkularımızı üçe ayırırız, yabancılık çekmek altı şekilde olur, bilmediğimiz şeyler dört ana başlıkta incelenir, ama yalnızlık birdir. Modern insanın her şeyi formüle dökme çabası işlemez yalnızlığa. Yalnızlık yalnızlıktır, ansızın gelir, hissettirmeden gider, ya da biz öyle hissederiz.

Pusu gibidir yalnızlık, siz koştuğunuzu zannederken birden takılır ayağınız, sarar sizi ağıyla. Hüzne boğar, uykuyla sarar, bitkinlikle uyutmaz. Kalabalıklar içindesinizdir, milyonların içinde.. Sokakta yürüyemezsiniz belki kalabalıktan, tanış olmayan yüzler yollarınızı keser. Okulda olursunuz, iş yerinde, otobüste, evde.. Sizin gibi olmayan insanlar da sizin gibi yapyalnızdır kalabalıklarda.

Orda bir köy vardı eskiden, bizim köyümüzdü, gelmesek de gitmesek de bizim köyümüzdü. Şimdi o köy de en az bizim kadar yalnız ve en az bizim kadar sahipsiz. Öldü köyler ve biz kalabalıklar içinde, kalabalığa karışmadan kendimiz olmaya çabalıyoruz, yapyalnız kalıyoruz, bu yalnızlığımızı ancak kendimiz görüyoruz.

Daha fazla

Aşkın kilo alma ve kilo verme üzerindeki etkileri

obesityÇok bilinen bir deyim vardır; “erkeğin kalbinin yolu midesinden geçer.” Bunun yanında aşkı tarif ederken “midemde kelebekler uçuşuyor” da denir ki ikincisi daha evrenseldir. Yani şu bellidir ki; aşk mideyi feci derecede etkiler. Midemizle hissederiz aslında aşık olduğumuzu, maşuku görünce birden harekete geçen midemizle.

Kilo alma ve kilo vermenin de aşık metabolizması ile yakından ilişkisi vardır. Aşık insan yemek yiyemez, kilo verir hızla. Bu yüzden fazla kilolu olanlara aşık olmaları tavsiye ediliyor İsviçreli işadamları tarafından (hayır, bilimadamları değil.) Aşık insanın aklına açlık gelmeyeceği için, karnını doyurmaya da uğraşmıyor. Zaten midesinde o garip his hep varolduğu için, açlığı o garip histen ayıramayarak açlığının farkına varmıyor.

Gelgelelim, aşk sadece kilo vermeyi kolaylaştırmıyor. Hatta şöyle söylemek daha doğru olur; aşk insana kilo da aldırır, kilo da verdirir. Üstteki teorimizi geliştirelim şimdi;

Daha fazla