Bazen İnmek Gerek Sahneden !

Bazen resim oluyorum durup soluklanıp baktığın, bazen ayna oluyorum bakarken kendin sandığın…

Bazen tam karşındayım sana göre seyirlik bir manzaranın en güzel karesi gibi, bazen de milyonlarca yıl uzağındayım hayatını adasan da ulaşamayacağın…

Bazen eleştirdiğin gibiyim eleştirmen için, bazen de hayranlığın oluyorum mağrur duruşlar da ki varlığım gibi…

Bazen tanıdığını tanımlıyorsun benden geçmiş anlarda öğrendiğin birkaç yavan söz cümlesiyle, bazen de susuyorsun acizliğinin farkındalığıyla… Daha fazla

Reklamlar

Pek de ıssız olmayan bir adamın pek de ıssız olmayan hikayesi

69258301Bu sıralar hepimizin diline “Anlamazdın, anlamazdın / kadere de inanmazdın” sözlerini dolayan Issız Adam’ı geç de olsa izledim. Filmin ‘90’lar Türk sinemasındaki “vasat-fakat-seyredilse-bir-şey-kaybedilmez” tarzının örneklerinden biri olduğuna dair bir ön yargım vardı, bu ön yargımı pek de haksız çıkmadı. Zira filmin popüler sinemamıza hakim olan “popülerin popüleri” üslubundan hiç de ayrılır yanı yoktu.

Dikkat, bu yazı filmin içeriğine dair bilgi içermektedir!

Bir aşk hikayesi anlatılıyor Issız Adam’da… Zengin bir restoran sahibi olan Alper, hanım kızımız Ada’yla bir kitapçıda karşılaşınca hayatının aşkını buluyor. Her zamanki gibi kızımız ilk önce –pek de uzun sürmeyen- bir naz yapıyor, daha sonra olaylar gelişiyor. Evet, konu ve gidişat klişe… Ama asıl eleştirdiğim bu bile değil. Sorun, filmin oldukça zorlama ve yapay olması. Zorlama, çünkü filmin senaryosu ve gidişatı zorlama bir tümden gelim mantığıyla işliyor. Bir ilişkide olması gereken unsurların listelenip filmin bir köşesine sıkıştırılmaya çalışıldığı, bunun da basit yollarla yapıldığı bir film bu. Zira çiftimizin ne kavgalarının, ne sevişmelerinin, ne ayrılıklarının altı doldurulmuş. Son derece duygusuz sahneler izliyoruz. Kavgaları, barışmaları, sevişmeleri, ayrılıkları televizyonda görebileceğimiz herhangi bir aşk dizisinden farksız olarak neredeyse jet hızıyla birbirini takip ediyor. Daha fazla

Rüyaların Efendisi

ruyaokyanusuMahşerin dört atlısı gibi yüreğimden kopup gelen dört isyankar dürtünün etkisiyle tüm kinimi ve nefretimi ölümlülerin üstüne kustum. Onur, zafer, ihanet ve nefret; işte beni ay ışığı altında kurdun gözü gibi parlayan çelik kılıcımla gökyüzünü parçalamaya yeltendiren dört kutsal duygu. Ölümsüzlüğün kanadında gelen mağlubiyeti kabul etmeyip, tüm savaşçılar gibi, zafer naralarıyla uçan atlılarıyla saldıran şeytanın elçisine göğüs gerdim. Damarlarımda dolaşan ölüm bana cesaretin, gücümün yetmediği kara gözlü iblisler ise zaferin kaynağını verdiler. Issız bir çölde rüzgar bağışlanmak isteyen ruhlar gibi sürünürcesine eserken her bir tanesi akrep iğnesi kadar acı veren kumlar tüm vücudumda bir kırbaç gibi şakırdıyordu. Daha fazla