Değişimin Gençliği

Dünya, insanı şaşırtacak denli hızla değişmekte ve değiştirmektedir. Dolayısıyla bu değişim daha çok gençleri hedef almaktadır. Hâl böyleki gençlerin de bu değişen dünyaya ayak uydurması ve uydurmaya çalışması bir şekilde gözler önünde sergilenmektedir.

Dünden bugüne baktığımızda, gençlerin o zaman ki sevgi ve saygı bütünlüğü içerisinde yetişen ve etrafındakilere de örnek bir gençlik olguları vardı. Bu günün gençliği ise, ahlâki çöküntünün en zayıf noktasında bulunmaktadır. Böylece her bir genç giderek bilinçsizlik içine düşmektedir. Daha fazla

Vatan İçin Yaşamak ve Yaşatmak

Bazen doğru yolda ilerleriz, bazen de bu yolda tökezleyip yanlışlıklara düşebiliriz. Cennetimizi cehenneme çevirdiğimiz gibi, cehennemimizi de cennete çevirebiliriz. İyisiyle, kötüsüyle bu ülkede yaşayabilen de yine bizleriz.

Ülkemizin bizim için paha biçilemeyecek kadar değer taşıdığını biliriz. Fakat bunu yeterli bulmak mümkün değildir. Öncelikle bunu kendi içimizde yaşatmalıyız ki, ülkemiz de bizim için bir anlam ifade edebilsin.

Gerek ülkemiz, gerekse bizler adına; ülkemizi, uygar ve muhasır medeniyetler seviyesine çıkarmalıyız. Ülke içerisinde sosyal refahı ve barışı sağlamalıyız. Bunları başarabilmemiz de ancak, birlik ve beraberliğimizle mümkün olabilir. Daha fazla

Sinestezi Bilim Yakında Yayında!

Bundan bir yıl önce Sinestezi E Dergi ile çıktığımız yayın hayatımızı çeşitlendirmeye karar verdik. Ve ilk meyvesi olarak Sinestezi Bilim projesini başlattık! Tıpkı Sinestezi E Dergi gibi okurlarının yazarlık yapacağı Sinestezi Bilim aynı zamanda ülkemizin bilimsel alandaki eksikliğine bir katkı sunmak ve yeni nesli bilimle uğraşmaya teşvik etmek maksadıyla yayın yapmaya başlayacaktır. Kısa zaman sonra dergimizde ilgi çekici ve kaynak niteliğinde olacak makaleleri görebileceksiniz! Tabi eğer bilimsel alt yapınız kuvvetli ise sizde aramıza katılabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız!

Sinestezi Soslu Makarna (1)

Evinizde Sinestezi tadında bir makarna yemek isterseniz orjinal Sinestezi soslarından birini kullanabilirsiniz!

İşte sizlere güzel bir Sinestezi Sosu tarifi;

Malzemeler

– 2 baş soğan
– 3 diş sarımsak
– 5 adet orta boy mantar
– 3 adet domates
– 1 adet Kırmızı et biberi
– Pul Biber
– Kekik
– Tuz
– İsot
– Salça

Yapılışı;
Daha fazla

Sevgiliye Mektup

Ey Sevgili!..

Görebiliyor musun etrafımda düşlerimi sarmalayan demir parmaklıkları? Hayallerimin uçmasını engelleyen taş duvarları…Alıyor musun keskin küf kokusunu? Soğuğu, yalnızlığı, hasretliği benim kadar içine çekebiliyor musun ey sevgili? Duyuyor musun çaresizliğimin sessiz çığlıklarını? Sıkışıp kaldığım suskunlukta sayabiliyor musun ilerleyemeyen adımlarımı?
Söyleyemediğim sözler boğazımda düğüm düğüm…  Alamadığım acı bir nefes göğsümü  acıtan, ellerim,  titreyen ellerim bomboş  kaldı havada aşkını yakalamaya çalışan. Sürgün misali geceler sabahları  olmayan. Daha fazla

Zaman

Saat işliyor tik tak, tik tak
Avuçlarımda yanıyor zaman
Gözlerimde titriyor bir ışık

Aklıma sen düşüyorsun
Akıyorsun içimden
Bir mum erir gibi..
Bir mum eritir gibi..
Geçiyorsun içimden
Saat işliyor tik tak, tik tak
Sensizliğe alışıyor zaman
Bir elif miktarı kalıyor önümde
Bugün ilk defa yokluğun dokunmadı içime.. Daha fazla

Nehir

Yine  bir yol ayrımındayım, yeni seçimlerin ertesinde ve bir çoğunun da arifesinde. Kabına sığamamak bu olsa gerek; durağan şeylerin batışması tenime. Huzurun peşinden  koşturup durmakmış hayat dedikleri. Belki de nehirler gibi oradan oraya akmanın bir sebebi. Neyse ki  hiç bir nehir yokluğa akmıyor, denize dökülüyor çoğaldıkça… Tarihe bakıldığında hangi hicret tekamülle sonuçlanmamış ki? Değişebilmek için, bir şeylerden vazgeçmek gerekiyormuş demek ki! Olanı biteni içine iyice sindirip toplayıp bavulunu, yorgun ve küskün gözlerini ufka dikip, küçük bir umut kıvılcımının peşinden gidebilmek gerekiyormuş bazen.

Öylece suskun kalamadım, görmezlikten gelemedim.  Duymazlıktan gelemedim yüreğime fısıldayan hayatın sesini. Ensemde hayallerimin o sıcak soluğu cezbederken beni, bir şeyler yapmalıydım kendi adıma, çocukluğumun anısına ve annemin hatırına. Affet beni, hepsi daha yıllanmış olabilmek içindi bir şarap misali. Ve daha çok pişebilmek içindi… Daha fazla

Türkiye Türkçesiyle Yazılmış İlk Eser Ve Sahibi Aşıkpaşa!

(d.1272-ö.1333),

Bir avazdır Aşıkpaşa. Türkçenin küçümsendiği ve fars şovenizminin etkisinde kalınarak halkın konuştuğu dil olan Türkçe’ nin sarayda konuşulmadığı bir dönemde Garibname adlı eserini yazarak Türkçe’ nin önemini vurgulamış ve saray’ da türkçe konuşulması gerektiğini vurgulamıştır. Arapça ve Farsça’ nın resmi dil olarak kullanılmasına ilk tepki Karamanoğlu Mehmet bey tarafından gösterilmiştir.
Karamanoğlu Mehmet Bey’ in öncülüğünü ettiği “Türkçeçi hareketine” Mevlana Celaleddin-i Rumi’ nin oğlu Sultan Veled ve ünlü düşünür Yunus Emre de destek vermiştir. Ancak en ateşli destek Aşıkpaşa tarafından verilmiştir. 12.000 beyitten oluşan Garibname adlı eserinde büyük ölçüde Türkçe dilini kullanmış ve türklükle alakalı tasavvufi şiirler yazmıştır. Garibname adlı eseri “Türkiye Türkçesi İle Yazılmış İlk Edebi Eser” olarak tarihte yerini almıştır.

Moğol istilasından kaçıp Türkistan’ dan Anadolu’ ya gelen Babai tarikatının kurucusu olan Baba İlyas’ ın torunu olan Aşıkpaşa Kırşehir ilinde doğup burada ikamet etmiştir. Aynı zamanda tımarlı sipahi olan Aşıkpaşa mutasavvıf bir aile geleneğini devam ettirmiştir.

Aşıkpaşa o dönemde konuşulan önemli diller olan Arapça, Farsça ve Ermenice dillerini iyi bildiği halde Garibname adlı eserini bir başkaldırış olarak yazdığı için türkçe yazmıştır. Esere Garibname adını vermesinin sebebi ise o dönemde türkmenlerin mazlum olduğunu belirtmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Daha fazla

Ağlamayan Göz Ne Gerek Bana!

Şimdi dokunun bana, şimdi ağlayayım …
Söz veriyorum bin âh işitmeyeceksiniz.
Dokunsanız ağlarım, istediğim de bu zaten.
N’olur dokunun bana, derdimi dökeyim sağa sola …
Bu sefer gözlerim konuşacak, döktüğü yaşlarla …

Hıçkırırarak değil, sessizce bir köşede ağlayayayım.
Yeter ki dokunun bana, dokunun da sebep olsun.
Asıl sebeplerin gücü yetmiyor ağlamama,
Dostun dokunması sebep olmazsa …
Onun için n’olur dokunun bana, dokunun da ağlayayım.
Dokunsanız ağlarım, yüreğimi falan dağlarım …
Dağlanmamış yürek ne gerek bana …

Sağ gözüm yaşardı, sol gözüm tereddütte,
Ağla ulan işte, sende ağla, nazın kime?
Zaten tereddüt değil mi şerefsizlik yapan …
Gözlerimi bakmasınlar diye kışkırtan…
Cesur olun ulan, ağlanacak yerde ağlayın!
Gülünecek yerde gülün, ama şimdi ağlayın!
Hem ağlamayan göz ne gerek bana! Daha fazla

Şimdi BARIŞ Olsaydı!

2 Ocak 1943′ de İstanbul’ da dünyaya Barış geldi.  İnsanların sevdiği, saygı duyduğu bir sanatçı gelmişti dünyaya. Japonya’ dan Amerika’ ya kadar, dünya daki her milletin sevgisini ve takdirini kazandı. Kara Sevda dedikleri bu olmalıydı. Türkiye’ nin dışarıdaki en iyi elçilerinden biriydi o.  Barış Manço 80-90 arasında dünyaya gelmiş tüm çocukların da en sevdiği ağabeyleriydi. Diş fırçalamayı, süt içmeyi, insan olmayı öğreten bir ağabeydi. Öyle işlemişti ki içerimize, onsuz bir haftasonu olamazdı. Haftasonları sabahında kahvaltı yaparken onu izlerdi o çocuklar.

Televizyonun temiz tarafıydı Barış Manço. O dokunabilecek kadar yakın ve sevgi duyulandı ama o kadar da büyüktü ki ulaşılamaz bir dağ tepesi gibi mağrurdu. Babannemizi daha çok sevdik Süper Babanne ile, Eşekler arkadaşımız oldu Arkadaşımız Eşek dedik onun dilinde, Okumayı onla öğrendik ve hayvanları tanıdık sayesinde, armudun iyisini ayılar yermiş meğer.Hasta olduğumuzda nane, limon kabuğu, bir tutam da zencefili karıştırıp iyileşmeyi öğretti bize. Domates, biber, patlıcan en güzel onun söylediği gibi bir arada söylenirdi. Paylaşmayı öğretti “Yediden Yetmiş Yediye” Acıhda Bağa Vir diyerek. Kol düğmelerimizi iliklerken aklımızda hep o oldu. Gül Bebeğim ve Gülpembe unutulur mu hiç? Bayram sabahlarında uyandı çocuklar erkenden, senin sözlerini dinleyip “Bugün bayram erken kalkın çocuklar” demiştin ya, en güzel giysilerini sen söylediğin diye giyindiler. Daha fazla

Kanamalı Bir Toplum İçin Kan Aranıyor

Gazetelerden kan sızıyor
Ekranlar kanlı
Kan gövdeyi götürüyor
Yollar kan gölü yollar kan revan
Kan denizi dinlemiyor aman

Kanlı gözyaşları döküyoruz çaresizliğimize
Kan oturmuş gözlerimize…
Nereye saklayacağımızı bilemiyoruz kanlı ellerimizi
Dinmiyor hiç umduğumuz dağlara yağan kar
Bitmiyor sağımızdaki solumuzdaki uçurumlar
Çenemize kadar kana battık
Her taraf kan içinde ama
Bulunamıyor bir türlü toplumu sağlığa kavuşturacak kan… Daha fazla

Yitik Bir Aşk’ a Mektuplar!

-1-

Yitirdik..
Bazı şeyler uçup gitti ahşap penceremden..Rüzgar alıp götürdü hatıralarımı.. Pencereyi kapatmaya çalıştıkça sanki senin elin engel oldu kapamama. Yere yığıldım, hareket edemedim. Aslında çok istemiştim biliyor musun, bulutların üzerine doğru giden hep senle olma hayalimi yakalamayı.. Bir kısmı gitmemiş ama sanki..

Yaşarken biteceğini bilmemek ne acı değil mi? Belki de hayatımızı yaşanılır kılan bu.. ölümü beklemek gibi.. ölümü beklemek saçmalıktır! Belki de bir süre saçmaladık senle… Daha fazla

Merhaba Katil!

Merhaba en azılı günlerimin firari katili,
Sen yokken şiirler, şarkılar yazdım sana dair, senle ilgili
Şehir sokaklarında dolaştım, kaldırımlarda aradım seni.
Sen ise üzerime yağdın, sevdalı yağmurlar çiseledi seni.
Sen sevdalı yağmurların çiselediği ıslaklıktın…

Gözlerin miydi gökyüzü, yoksa gökyüzü gözlerin miydi.
Bakamadım, gözyaşların gözüme akıyordu… bakamadım…

Şimdi nerdesin nerelerdesin, hangi masum günlerin izindesin?
Katlettiğin günlerimin cezasını hangi zindanlarda çekmektesin ?
Yoksa masum günler katletmeye devam mı etmektesin? Daha fazla

Hüzünlü Sesler

Hüzünlüyüm yine, hüzünlü şarkılar dinliyorum…
İçinde gözyaşı olan şarkılar, içinde keder, içinde ayrılık olan…

Ve ayrıca öfke, pişmanlık, intikam falan filan…
Hüzünlüyüm, hüzünlü şarkılar dinliyorum faydası olmayan.
Dinliyorum, sadece dinliyorum gerisi yalan… Daha fazla

Hayata Mektup!

Merhaba Hayat!

Seni yaşamak zorundayız, sende bize biraz iyi davransan … Biraz daha makul olsan ne olur? Hayat seni mahvetmek istiyorum bazen, sana olabildiğince zarar vermek istiyorum. Ama bir bakıyorum ki; aslında zararı kendime veriyorum. Bu kadar kahbesin bazen…

Karşımda bir silüetin bile yok, küfürler edecek, yumruklar vuracak, zarar verip bir parça hıncımın alınmasına katkıda bulunacak bir silüetin bile yok… Daha fazla

Lokomotif

Günün birinde bu dünyaya gelmiş bir çocuk vardı. Bir yıldaki 365 günden birinde doğmuştu. Hangi gün doğduğu, şu an pek önemli değil. Yaşaması, hayata bir yerden tutunması gerekiyordu. Çünkü hayat, yakıtı bir süre sonra biten bir lokomotifti ve insanlar bu trene bir şekilde bağlıydılar. Kimisi ip ile, kimisi halat ile kimileri de ancak toplu iğne deliğinden geçebilen incecik dikiş ipliği ile bağlıydılar. Ve tren sürüklüyordu. Sıkı tutunup trende iyi bir yer bulabilen rahat yaşıyordu, koltuklarına oturabilen ise deyim yerindeyse ‘kral gibi’ idi. Trenden hiç beklenmedik zamanda erkenden düşenler oluyordu. Daha fazla

Şeytanın Kölesi

Türkiye’ nin tam ortasında, İç Anadolu’ nun da ortasında, Kayseri ve Kırşehirde yeni bir sinema filminin çekimlerine başlandı. İşin ilginç tarafı bu film sponsorsuz, desteksiz bir biçimde Ahi Evran Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü 2. Sınıf öğrencilerinin tamamen kendi imkanları ile çekime başlandı.Filmin yönetmeni, oyuncuları ve tüm ekibi Ahi Evran Üniversitesi öğrencisi. Kara mizah tarzındaki filmin senaryosu Abdullah Düğer tarafından yazıldı, Abdullah Düğer aynı zamanda filmin yönetmeni. Daha fazla

Bilgimiz Ne Kadarsa Biz de O Kadarız !

Ünlü bir sözdür: “Ol mahiler derya içredir deryayı bilmezler” yani balıklar denizin içinde yaşadıkları halde denizi bilmezler. Kimi insanlar da böyledir; içinde yaşadıkları dünyayı bilmezler, merak etmezler. Oysa bilgisiz insanlar hep başkalarına muhtaçtırlar, yaşamaları boşunadır. Kişi bildikleriyle yetinmemeli, bilgisine yeni bilgiler eklemek için çalışmalıdır. Edindiği bilgiler ne kadar çok olursa olsun zamanla yetmeyebilir. Çünkü dünya durduğu yerde durmuyor. Yenilikler birbirini izliyor, çoğalıyor, bilenler bilmeyenleri ezip geçiyor. Daha fazla

Bizim Demokrasimiz Akrobasiye Benzer mi?

Bilinen o ki; günümüz demokrasilerinin ilham kaynağı Fransız Devrimi’dir. (Antik Yunan’daki demokrasiler ise “stajyer demokrasiler” olarak düşünülebilir.) İşte bu devrimin hazırlık aşamasındaki en ünlü simalardan biri olan François Marie Arouet -ki biz onu Voltaire olarak tanırız-:”L’homme est libre au moment qu’il veut l’être” diyerek aslında 250 yıl öncesinden bir rot-balans ayarı çekmişti. Yani diyordu ki: “İnsan istediği an özgür olur.” Bizim demokrasimiz ise bütün hesapların dışında gelişen, gökten zembille inen ve hiçbir fizik yasasına uymayan enteresan bir demokrasi örneği olarak diğer hiçbir ülkenin demokrasisine benzememekteydi. Bu paradoksun temelinde yatan şeyi ise Voltaire yukarıdaki sözü ile çoktan işaret etmişti. Daha fazla

Dil Komedisi

“Forum dili ve edebiyatı”nın artık akademik bir hâl aldığı şu yıllarda, her önüne gelenin bir filolog olması da yadırganacak bir hâl olmasa gerek. İnternetin “aliyulâlâ”larla dolu bir alan olduğunu gördükçe de Farabi’ler, Galile’ler, İbn-i Sina’lar artıyor diye umutlanıyor; fakat eşsiz bir cehaletin muhasarasında olduğumuzu anlayınca utanmaya başlıyorum.

Evet…”Bir milleti yok etmek istiyorsanız, önce onun dilini yok edin.”. Bu saçma sava karşı son derece akademik bir tepki veriyor ve en kibar yanımla: “Hadi be!” diyorum. Bu sözün bir ayet kesinliğinde olduğunu ise, bu söze büyük bir imanla bağlı olan ve bu saçmalığı dilinden düşürmeyen skolastik beyinlerin varlığından anlıyorum. Daha fazla

Sıradan Bir Gün !

Sıradan bir gün daha geride kaldı. Güneş batıyor yavaş yavaş.. İnsanlar evine çekiliyor. Kim bilir neler yaşadılar bugün.. Neye üzüldüler? Neye sevindiler? Ne kaybettiler? Ne kazandılar acaba..? Sıradan bir gün işte yine seni düşünüyorum. Yine aklımın bir köşesindesin, rahat durmuyorsun. En yakınken en uzak olmuştun ya hani, şimdi en uzakken en yakınsın bana..

Aklımda, kalbimde, her baktığım yerde, her baktığım kişide senden bir şeyler görüyorum. Özellikle de gözlerin hiç gitmiyor bu kör olası gözlerimin önünden. Daha fazla

Mini-Büs

Kadıköy-Üsküdar

Bağlarbaşı mı?

En öne oturuyorum. Şoför yanı.

Dün en arkaya, ortaya oturmuştum. Okeye dördüncü gibi. İri bir adam, iri bir kadın ve bacaklarını aça aça oturan ikinci bir adam. Bana düşen bunların ortası.  İki büklüm oluyorum, yine de kadının tombul etleri koluma değiyor. O kadarla kalsa iyi, kalçasıyla temas halindeyim ve ona değen noktalar terliyor. Sağa kaysam şişko adam, daha kötü. Daha fazla

Neşeli Hayat

BKM Mutfak oyuncularının oynadığı bir Yılmaz Erdoğan yapıtı olarak karşımıza çıkan Neşeli Hayat filmi her nedense Kemal Sunal filmlerini hatırlattı. Bazılarına Bad Santa filmini de hatırlatan bu kara mizah filmin gösteriminin bayrama denk getirilmesi de izlenme oranı açısından sıkıntı çekmeyeceğini gösterdi.

——-bundan sonrası filmin konusu ile ilgili bilgi içeriyor olabilir——-

Yine BKM Mutfak oyuncuları tarafından hazırlanan “Çok Güzel Hareketler Bunlar” adlı tiyatro programından aşina olduğumuz oyuncuları bir sinema filminde ilk defa izleme fırsatı bulduk. Bazılarının sinema için biçilmiş kaftan, bazılarının ise ‘sen tiyatro yap, sinemaya bulaşma’ diyeceğimiz oyuncu türlerinden olduklarını gördük. Daha fazla

Kurtlar Vadisi Gladio

Türkiye’nin yakın tarihi ile alakalı mesajlar vereceğini daha film çıkmadan fragmanlarında duyuran Kurtlar Vadisi Gladio filmi, gerçekçi mesajlar bekleyen seyircilerini hüsrana uğrattı. Gladio’ nun ikinci adamının Bülent Fuat Aras adında eski bir subay olduğunun ve bu subayın Amerika Birleşik Devletleri’nin emrinde olduğunun filmde yankılanması, film ile alakalı olarak ‘gerçek mesajlar veriyor, Kurtlar Vadisi aslında gerçek olayları anlatıyor‘ diyenleri yanıltıcı çıkardı. Çünkü Bülent Fuat Aras ismi yakın tarihte yaşamış hiçkimseyle özdeşleşmiyordu.

—Bundan sonrası filmin konusu ile ilgili bilgi içeriyor olabilir— Daha fazla

Gidersen

Gidersen üzülürüm, ağlarım biraz, üşürüm. Soğurum hayattan, yalnız kalırım, ölürüm belki. Uykum gelir, hissiz kalırım, sensiz kalırım, ruhum gider. Acı çekerim, ağlarım, gözlerim gider. Göremem, işitemem, dokunamam, aç kalırım, susuz kalırım, aysız güneşsiz kalırım. Gitme!

Gidersen yarım kalırım, seni özlerim, tutunamam, düşerim. Gidersen her parçam ayrı düşer, bedensiz kalırım, nefessiz kalırım. Ağlarım, bir çölde vaha olur, o vahada okaliptüs ağaçları büyür, ağlarım, yaşsız kalırım. Ağlarım, tüm çöllerde vaha olur, gözyaşlarım kurur, gözsüz kalırım. Gidersen sensiz kalırım. Gitme! Daha fazla

Doğru İnsanı Kovalarken !

– Yani denedik ama olmadı demek ki doğru insan değilmiş.

– Ay evet boşver, bir gün karşına doğru insan çıkar nasılsa.

Şimdi bu doğru insanın hikayesi, çok eskilere dayanır. Genelde kadınların daha sık kullandığı bu tamlama “beyaz atlı prens” kültüyle alakalıdır. Söz konusu prens, zamane teknoloji çağı ve tüketim toplumunda evrilerek yerini atsız ve prenssiz bir “doğru insan” a bırakmıştır.

Doğru insanı bulmak varsayımın temeli, kişinin kendini otomatikman, “taken for granted” ve doğuştan doğru olarak görmesinden kaynaklanır, ki aslında müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Daha fazla

Oda

“Beni kim okuyacak?”

“Armağan ettiklerin.”

“Peki kimin doğum günü?”

“Armağansız kalanların.”

“Sana olsun o zaman.”

“Ben ufak çaplı bir metaforum.”

“Demek ki armağanın yok.”

“Kuytu köşe simgelerini ve tireler arasındaki cümleleri hediye ederler.”

“O zaman sana sayfa yazacağım.” Daha fazla

Previous Older Entries